YAZARLAR

İzlanda kantarı

Kimse dünya şampiyonu şımarıklar ordusuna karşı üstelik tarihte ilk kez alınan galibiyetin coşkusuna maydanoz olmak istemez, haliyle kenara çekildik herkes doya doya tadını çıkarsın diye bekledik. Ama bu kadar yeter, zira akşam gerçek bir kantara çıkıyor Türk Milli Takımı.

Sedat Tunalı
Sedat Tunalısedattunalim@gmail.com

Kimse dünya şampiyonu şımarıklar ordusuna karşı üstelik tarihte ilk kez alınan galibiyetin coşkusuna maydanoz olmak istemez, haliyle kenara çekildik herkes doya doya tadını çıkarsın diye bekledik. Ama bu kadar yeter, zira akşam gerçek bir kantara çıkıyor Türk Milli Takımı.

BJK ve Fener'in Avrupa arenasında grup aşamalarında Barcelona ve Manu'ya karşı alınmış galibiyetleri hatırlayalım, rakipler için turistik bir geziden öteye geçemeyen bu seyahatlar sırasında oynanan maçların gazozdan bir tık yukarı olduğunu bizzat bu takım taraftarı "futbolsever" arkadaşlarımız söyleyegelir.

Cumartesi akşamı Konya'da sahaya çıkan Fransa'nın bu maça konsantre olduğunu söyleyebilecek tek bir kişi çıkar mı bilmem, ama bir an için bu yönde düşünsel bir yolculuğa çıkmak isteyen olursa da, Fransa'nın yediği 2. goldeki zincirleme lakaytlığı masaya koyalım.

Kibir abidesi Fransa'yı yenmek elbette ki şahane bir duygu.
Şenol Güneş'in olduğu her yerde emek , adalet ve sebat vardır, eyvallah
Fransa'yı kilitleyen çok iyi çalışılmış oyun senaryosuydu, alkış...

Ama işte, Şenol Güneş'in de maç sonu açıklamalarında olduğu gibi tatile çıkmak için son derse giren ve son derse girdiğini bilen her öğrenci gibi "dersi kaynatan" Fransa'yı yenmekle Fransa'dan büyük takım olmadık.

Bereket ki  Güneş, gruptaki asıl rakibin İzlanda olduğunun farkında ve bu farkındalığın  skora yansımasını beklemek kimse için gereksiz bir iyimserlik olmaz.

Güneş'in, fizik güç ve çabukluk avantajlarını skora tabelasına yansıtmak dışında çok da "numarası" olmayan İzlanda'ya karşı, dikine oyun tutkunu Abdüş'ü ilk 11'de başlatması sürpriz olmamalı. Abdüş tercihi rakibi eksik bırakmaktan, defans dengesinin çok çabuk bozulmasına kadar pek çok kalemde Türk takımı için avantajlar doğuracaktır. Dediğimiz gibi, Türkiye'nin gerçek ağırlığı İzlanda kantarında görülecek, hak edenin kazandığı bir oyun olsun. 

FIRÇA RÖVANŞI!

Türk milli takımına İzlanda gümrüğünde uygulanan işkenceye karşı politik karşılı verildi belki devamı da gelecek, UEFA'ya FİFA'ya şikayet vb, misillleme vesaire..

İtiraf etmeli ki, tescilli ırkçı milli takım kaptanı Emre Belözoğlu'na uzatılan fırçayı tutan elin, evrensel bir kimlik taşıyan ve ırkçılığa savaş açan bir aktivist olduğunu düşündüm ve ilk anda haylice tebessüm ettim

Ama devamında gelen haberler işin renginin farklı olduğunu ortaya koyunca, fırçacı elemanın da  youtuber vb türü bir fırlama olduğu ihtimali öne çıktı. Böyle de olsa, saha içinde bir gestapo subayı, "ama saha dışında melek gibi" biri olduğu sıkça dile getirilen Emre Belözoğlu'nu savunmak gibi bir yanlışa düşmeyecek kadar farkındayız hayatın, şükür... 

Gelelim 300 bin kişilik İzlanda'dan "intikam almak" için öne atlayan ya da "sürülen" şehirlere!

Eğer, Ahmet Ağaoğlu'nun, rövanşın Trabzon'da oynanmasına dair bir talebi olduysa ve bu kendi özgün fikriyse gerekçelerini dinlemek isteriz. Sosyal gündeme cevap olarak öne çıkarılmış bir davet söz konusuysa, hep 17 yaş heyecanı içinde gördüğüm sayın Ağaoğlu'nun yaşını sanırım biraz daha aşağılara çekmemiz gerekecek. 

Osmanlı'dan bu yana tüm pis işlerini Karadenizli uşaklar üzerinden "gören" devlet geleneğini herkes görmek zorunda değil elbette, ama sayın Ağaoğlu bu tuzağı görebilecek kadar hayatın içinde bir isim. Ortada temizlenmesi gereken bir "pislik" varsa, bunun adresi İstanbul'dur. Üstelik İstanbul,  "İsviçre" gibi altın bir yaşanmışlık sayfasına da sahip. Buyrun o muhteşem deneyime dair maçta oynayan oyunculardan Serhat Akın'ın bir gazeteye anlattıklarından bir bukle

*********
"Volkan Demirel, Fatih Akyel falan hakemin odasını bastı. Orada onları ben kurtardım.  Onlarsa kapıyı ayakla kapıyı kırdılar. Oyuncularla kavgayı bırak, artık hakeme saldırdılar. Ben de içeri girdim. Hakem bana sarılıp "Please, help me" (Bana yardım et) falan dedi. Frank De Bleeckere, Belçika'dan tanıyor beni. Hakeme bira mira söyledik. Hemen olayları şey yaptım. Hepsini sildiremedik, ama ciddi anlamda rapordan çok şey aldık. Hakem, titriyordu korkudan. Büyük kavgalar olaylar çıktı. Hakem orada linç edilebilirdiAslında o gün hakem gerçekten bizim yanımızdaydı. Benim penaltı, penaltı değildi. "

***********

TFF'ye önerimiz eski ekibi toplayıp, Konya'daki Fransa maçını birlikte izledikleri şike ekibini milli göreve davet etmeleridir, gerisi kendiliğinden gelir :)

Yorumlar