YAZARLAR

Yaşam, ölüm ve bir müftü!

Bazen kelimeler yetersiz oluyor. Ne kadar isteseniz de bir türlü o anki durumu layıkıyla anlatamıyorsunuz. Ne yazabiliyor, ne konuşabiliyorsunuz hakkında. Yalnızca derin bir keder hissedebiliyorsunuz.

Bazen kelimeler yetersiz oluyor. Ne kadar isteseniz de bir türlü o anki durumu layıkıyla anlatamıyorsunuz. Ne yazabiliyor, ne konuşabiliyorsunuz hakkında. Yalnızca derin bir keder hissedebiliyorsunuz.

Alanyasporlu Josef Sural’ın trajik ölümü, bana işte bunları hissettirdi. “Yazmam gerekiyor,” dedim. Hayata dair anlatabileceğimiz en mühim mesele, bir zamansız gidiş değil de nedir? Geride kalanların düştüğü dram değil midir, en çok yanmamız gereken? O halde mutlaka yazmam gerekirdi. Fakat nasıl anlatabilirdim ki?

Kulübün 7 yabancı futbolcusu, Kayseri deplasmanından dönüşte takım otobüsüne binmeyip özel bir minibüs kiralamış. Alanya’ya 5 kilometre kala şoförün uyuması sonucu yoldan çıkan araç devrilmiş. Açılan kapıdan fırlayan Çek milli oyuncu Josef Sural hayatını kaybederken, diğer yolcular yaralı kurtuldu. Josef geride eşini, dünya güzeli 4 yaşındaki ve 2.5 ay önce dünyaya gelen kızlarını bıraktı. Bu son cümleyi yazarken bile gözlerim yaşarıyor. Sapsarı saçlarıyla 4 yaşındaki kızın, bir başka futbolcu abisinin kucağında, merakla ve endişeyle babasını bekleyen fotoğrafını görünce gözyaşlarımın gazeteyi ıslattığını hatırlıyorum. Ben de 3 aylık ikiz bebeklere sahip olan taze bir baba olarak, bu konularda hiç olmadığım kadar hassasım. Ve yine şu aralar en büyük korkum, benim irademle veya iradem dışında bir talihsizlikle, hayat boyu sahip olabileceğim en değerli hazinelere bir halel gelmesi. Gerçekten her arabaya bindiğimde bunun endişesini yaşıyor, bu sayede eskisine göre daha temkinli hareket ediyorum. Yazmam lazım işte bunları, anlatmam lazım ama nasıl? Nasıl verebileceğim böyle bir can yakıcılığın hissiyatını?

Kazadaki detayları öğrenince insan iyice dağılıyor:

29 yaşındaki Sural, Ocak ayındaki devre arasında Alanya’ya geldi. Sözleşmeyi imzaladıktan sonra ise şöyle konuşmuş: “Alanya, ailemle yaşayabileceğim bir yer. Burada futbol oynamanın ve yaşamanın ne kadar güzel olabileceğini düşündüğüm için Alanyaspor’u tercih ettim. Yıllarca burada kalabilirim.”

Şu ana kadar sürdürdüğü yaşamını, hedeflerine doğru çabalarını, kurduğu ailesini, her şeyini yalnızca 4 ay önce geldiği yerde kaybetmek… Arabadaki diğer futbolcu arkadaşları olayı şöyle anlatıyor: “Bir gümbürtüyle uyandık. Kaza olduğunu anlayınca tutunmaya çalıştık. Durunca Josef’in arabada olmadığını fark ettik. Dışarıda aramaya başladık. Onu Steven Caulker buldu.”

Yine Fransa’nın Nantes kulübünde oynayan Emiliano Sala’nın, yeni transfer olduğu İngiltere’nin Cardiff kulübüne katılmak üzere bindiği uçak Manş Denizi üzerinde kaybolmuştu. Uçağın enkazına ulaşmak için yapılan çalışmalar sonucu, yine 29 yaşında olan Sala’nın cesedine ulaşılmıştı. Yeni bir başlangıç, bambaşka bir ülke ve apayrı bir yaşam hayal ederken her şeyin sona ermesi... Gerçekten her şey boş ve ölümün ne zaman ve nereden geleceğini asla bilemeyiz. John Lennon’un, “Hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir” sözü nasıl da doğru ve yerinde! Ancak beni yazı başına oturtan bu insani duygular değil. Maalesef ki utanç verici bir zalimlik beni yazmaya itti. Yine!

Binlerce kişi olayın üzücülüğü karşısında duygularını paylaşırken, Alanya müftüsü, artık ne gereği varsa, “Kâfirlere rahmet dilemeyin!” buyurdu. Neymiş, “Gayrimüslimlere rahmet okumak, onların yaşarken inkâr ettikleri Allah’tan onlar adına af dilemek” anlamına gelirmiş. E ne güzel işte. Bundan daha büyük sevap olur mu!? Müftü devam ediyor: “O kişi hayattayken iman etmediği için küfür içinde.” Yani müftü, güya din kardeşlerini aydınlatmaya çalışıyor. Halkın sahip çıktığı ve giden canıyla kendi canı yanan bir İNSAN arkasından bir tek, “İyi ki ölmüş, bir kâfir daha eksildi dünyadan” dememiş.

Böylesi bir yobazlık sadece bizde mi var? Bakın Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos ne demiş: “Kuzey Kıbrıs’a alışveriş için giden, Ercan Havaalanı'nı kullanarak seyahat edenler, kürtajı savunan ve eşcinsel çiftlerin birlikte yaşayabilmesini destekleyenler kadar ulusal ve dini değerlerden sapmıştır.”

Gördüğünüz gibi yobaz her yerde yobaz, faşist her yerde faşist, geri kafalı her yerde aynı… Farklı inanç ve görüşe sahip olsalar da bu türün mensuplarının hepsi, büyük bir megalomani içinde kendilerinin mutlak haklı, mutlak doğru yolda, mutlak diğerine göre daha iyi olduğunu anlatmaktadırlar. Fakat özgür bir irade ve hür bir zihinle bunu tercih ettiklerinden değil, bulundukları coğrafyadaki aşırıların eğitimine maruz kaldıklarından, bu köhne geleneklerin aksi davranmayacaklarından, bir dizi dayatmacı beyin yıkama seanslarından geçtiklerinden olduğu çok açıktır.

Dünya bu kadar küçülmüşken, artık yeryüzünün en uzak köşesindeki bir insan hepimizin kardeşi, evladı olabiliyorken bu Ortaçağ zihniyetli geri kafalılar, bugün değilse bile mutlaka tarihe karışmaya mahkûmlardır.

Sporla, kültürle, sanatla sürekli istişare içinde olan günümüz dünyasında bu kafalara yer yok. Günden güne azalacak ve silinip gidecekler. Onların inadına, spor ülkemizde ve tüm dünyada dostluk ve barışın simgesi olacak, herhangi bir kişinin acısı acımız, sevinci sevincimiz olacak. Yine sırf onların inadına ırkçılığın mezhepçiliğin, grupçuluğun el birliğiyle kökünü kazıyacağız. 

Yorumlar