G.Saray'da inanılmaz kredi çelişkisi
Ekonomi yazarı Çetin Ünsalan, Galatasaray Kulübü'nün 5 farklı bankadan aldığı 70 Milyon Dolar'lık krediyi masaya yatırdı.
Çetin Ünsalan'ın yazısı şöyle:
Sokaklara çıkalım ve herkese soralım. Türkiyenin öncelikli sorunu futbol mu, işsizlik mi? Aklıselim olan bir kimsenin bu suale futbol yanıtını vereceğini sanmam. Ama anlaşılan o ki, bankacılık kesimi açısından durum böyle değil.
Mesela bir esnaf, ticari yatırımlarını gerçekleştirmek veya firmasını geliştirmek için kredi almaya gitsin. Karşısına ilk çıkan, ‘bilançonuza bakabilir miyiz’ olacaktır. Özellikle Basel normları çerçevesinde bankacılık sisteminin, mali yapısı düzgün olmayan kuruluşlara kredi vermesi mümkün değil ya da sundukları kredinin maliyeti ve ödeme koşulları çok zorlayıcı.
Bilhassa kriz dönemiyle birlikte ayyuka çıkan tartışmaları hatırlayacaksınız. Reel sektörün kredi talebi, bankacılar tarafından olumlu yanıtlanmıyor. Bugüne kadar bankacılık kesiminin tamamen haksız sayılmayacağını da zaman zaman yazdım.
Fakat artık durum değişti. Galatasaray, DenizBank, Şekerbank, Demir-Halk Bank NV, Bankpozitif ve Halkbank konsorsiyumundan 70 milyon dolar tutarında, 6.5 yıl vadeli kredi aldı. Bitti mi? Hayır… Kredi 1.5 yıl geri ödemesiz olarak sunuldu. Rakamı yanlış okumadınız. Tam 70 milyon dolar…
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Burada Galatasaray’ın kredilendirilmesine takılmış değilim. Bankacılık kesiminin çifte standardı beni rahatsız ediyor. Çünkü kredi verdikleri Galatasaray’ın mali yapısı ortada… Bunun için farklı tarihteki açıklamaları sizinle paylaşmak istiyorum.[page_end]
Varan 1: Açıklamanın tarihi 27 Ocak 2009… Anadolu Ajansı kaynaklı habere göre 3 büyükler arasında en çok haciz ve icra borcu bulunan kulüp Galatasaray. Ayrıca Sarı-kırmızılılar, 33 milyon 328 bin 410 TL ile en borçlu ikinci kulüp konumunda bulunuyor.
Varan 2: Açıklamanın tarihi 8 Temmuz 2009… Galatasaray Kulübü Kurumsal Yönetim ve Mali İşler Koordinatörü Erdal Aslan, kulübün konsolide borç-alacak farkının 31 Mayıs 2009 tarihi itibariyle, 211 milyon dolar olacağını açıkladı. Aslan açıklamasında zararı da paylaşmıştı. Ne idi ortadaki veri? Aslan’ın ifadesine göre kulüp 2008-2009 sezonunda 92 milyon TL zarar etti. 2009-2010 sezon sonu için öngörülen zarar miktarı ise 46 Milyon TL.
Varan 3: Açıklamanın tarihi: 3 Şubat 2010… Radyospor’da Özgür Sancar’la Haber Özel Programı’nda açıklama yapan Galatasaray’ın eski mali işler ve bütçeden sorumlu başkan yardımcısı Refik Arkan, Galatasaray’ın toplam borcunun 260 milyon dolar olduğunu ve yönetimin bütçe dışı davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini açıkladı.
Neresinden bakarsanız bakın, bütçe dengesi ve bilanço gerçekleşmeleri çok kötü durumda. Üstelik sorun sadece Galatasaray ile sınırlı değil. Bugün kulüplerin tamamına yakınının benzer durumda olduğu ve 2012-13 sezonundan itibaren UEFA'nın mali 'fair-play' uygulamasının yürürlüğe gireceği gerçeği de gün gibi ortada duruyor. Bu tarihten sonra şahıslara borcu olan hiçbir kulüp Avrupa kupalarına katılamayacak.
İşin spor kulüpleri yanını bir kenara bırakıp, tekrar ana meselemize gelelim. Böylesine çarpık bir mali yapıdaki kuruluşa, 70 milyon dolar kredi neye dayanarak veriliyor?
Şimdi birçok kişi Galatasaray’ın mal varlığından bahsedecek. Fakat bugün olası bir batak durumunda, hangi banka Galatasaray kulübüne icraya gitmeye cesaret edecek? İşte burası tam bir muamma… Hele ki kredilendirmeyi yapanların içinde kamu bankası da varsa, bu işin siyasi sonuçları da olacağından çok olası gözükmüyor.
Dün spor medyasından bazı dostlarımla bu konuyu konuştuk. Anlaşılan o ki, bu krediler genellikle yöneticilerin şahsi kefaletiyle alınıyor. O zaman ortaya daha da büyük bir açmaz çıkıyor. Örneğin söz konusu kredi talebi Galatasaray’dan değil de, aynı mali yapıyla Galatasaray’da yöneticilik yapan isimlerden birinin şirketine verilir miydi?
Hangi banka bu yöneticinin projeleriyle ilgilenir, olası gelirlere dayanarak 70 milyon dolarlık bir kredilendirmeyi yapardı?
İşte bu gerçek, Türkiye’de bankacılık sisteminin samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. Bir yanda artan işsizlik, ayakta kalmaya çalışan firmalar ve mevcut istihdamı koruma çabaları, diğer tarafta milyon avroları futbolcu transfer etmek, daha doğru tabirle ithalat yapmak için kullanan futbol kulüpleri…
Hangisi kredilendiriliyor? İstihdam yaratan, reel sektörde faaliyet gösterenlerin kredilendirilmediği açık… Üstelik bu eleştiri her geldiğinde bankacılar, bu mali yapılarıyla şirketlere kredi açmayacaklarını, kasadaki paranın kendilerine ait olmadığını, mevduat sahiplerine karşı sorumlulukları olduğunu söylemiyorlar mıydı? Kısmen de hak vermiyor muyduk?
Peki bu beş bankanın el ele vererek sunduğu 70 milyon dolarlık kredilendirme neyin nesi oluyor? Spor kulübü ise ver. Tüketici kredisi ise ver. Kredi kartı limiti ise ver. Ama üretecek, ürettiğini satarak gelir getirecek, istihdam yaratacak olana verme.
Adama sorarlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Sokaklara çıkalım ve herkese soralım. Türkiyenin öncelikli sorunu futbol mu, işsizlik mi? Aklıselim olan bir kimsenin bu suale futbol yanıtını vereceğini sanmam. Ama anlaşılan o ki, bankacılık kesimi açısından durum böyle değil.
Mesela bir esnaf, ticari yatırımlarını gerçekleştirmek veya firmasını geliştirmek için kredi almaya gitsin. Karşısına ilk çıkan, ‘bilançonuza bakabilir miyiz’ olacaktır. Özellikle Basel normları çerçevesinde bankacılık sisteminin, mali yapısı düzgün olmayan kuruluşlara kredi vermesi mümkün değil ya da sundukları kredinin maliyeti ve ödeme koşulları çok zorlayıcı.
Bilhassa kriz dönemiyle birlikte ayyuka çıkan tartışmaları hatırlayacaksınız. Reel sektörün kredi talebi, bankacılar tarafından olumlu yanıtlanmıyor. Bugüne kadar bankacılık kesiminin tamamen haksız sayılmayacağını da zaman zaman yazdım.
Fakat artık durum değişti. Galatasaray, DenizBank, Şekerbank, Demir-Halk Bank NV, Bankpozitif ve Halkbank konsorsiyumundan 70 milyon dolar tutarında, 6.5 yıl vadeli kredi aldı. Bitti mi? Hayır… Kredi 1.5 yıl geri ödemesiz olarak sunuldu. Rakamı yanlış okumadınız. Tam 70 milyon dolar…
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Burada Galatasaray’ın kredilendirilmesine takılmış değilim. Bankacılık kesiminin çifte standardı beni rahatsız ediyor. Çünkü kredi verdikleri Galatasaray’ın mali yapısı ortada… Bunun için farklı tarihteki açıklamaları sizinle paylaşmak istiyorum.[page_end]
Varan 1: Açıklamanın tarihi 27 Ocak 2009… Anadolu Ajansı kaynaklı habere göre 3 büyükler arasında en çok haciz ve icra borcu bulunan kulüp Galatasaray. Ayrıca Sarı-kırmızılılar, 33 milyon 328 bin 410 TL ile en borçlu ikinci kulüp konumunda bulunuyor.
Varan 2: Açıklamanın tarihi 8 Temmuz 2009… Galatasaray Kulübü Kurumsal Yönetim ve Mali İşler Koordinatörü Erdal Aslan, kulübün konsolide borç-alacak farkının 31 Mayıs 2009 tarihi itibariyle, 211 milyon dolar olacağını açıkladı. Aslan açıklamasında zararı da paylaşmıştı. Ne idi ortadaki veri? Aslan’ın ifadesine göre kulüp 2008-2009 sezonunda 92 milyon TL zarar etti. 2009-2010 sezon sonu için öngörülen zarar miktarı ise 46 Milyon TL.
Varan 3: Açıklamanın tarihi: 3 Şubat 2010… Radyospor’da Özgür Sancar’la Haber Özel Programı’nda açıklama yapan Galatasaray’ın eski mali işler ve bütçeden sorumlu başkan yardımcısı Refik Arkan, Galatasaray’ın toplam borcunun 260 milyon dolar olduğunu ve yönetimin bütçe dışı davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini açıkladı.
Neresinden bakarsanız bakın, bütçe dengesi ve bilanço gerçekleşmeleri çok kötü durumda. Üstelik sorun sadece Galatasaray ile sınırlı değil. Bugün kulüplerin tamamına yakınının benzer durumda olduğu ve 2012-13 sezonundan itibaren UEFA'nın mali 'fair-play' uygulamasının yürürlüğe gireceği gerçeği de gün gibi ortada duruyor. Bu tarihten sonra şahıslara borcu olan hiçbir kulüp Avrupa kupalarına katılamayacak.
İşin spor kulüpleri yanını bir kenara bırakıp, tekrar ana meselemize gelelim. Böylesine çarpık bir mali yapıdaki kuruluşa, 70 milyon dolar kredi neye dayanarak veriliyor?
Şimdi birçok kişi Galatasaray’ın mal varlığından bahsedecek. Fakat bugün olası bir batak durumunda, hangi banka Galatasaray kulübüne icraya gitmeye cesaret edecek? İşte burası tam bir muamma… Hele ki kredilendirmeyi yapanların içinde kamu bankası da varsa, bu işin siyasi sonuçları da olacağından çok olası gözükmüyor.
Dün spor medyasından bazı dostlarımla bu konuyu konuştuk. Anlaşılan o ki, bu krediler genellikle yöneticilerin şahsi kefaletiyle alınıyor. O zaman ortaya daha da büyük bir açmaz çıkıyor. Örneğin söz konusu kredi talebi Galatasaray’dan değil de, aynı mali yapıyla Galatasaray’da yöneticilik yapan isimlerden birinin şirketine verilir miydi?
Hangi banka bu yöneticinin projeleriyle ilgilenir, olası gelirlere dayanarak 70 milyon dolarlık bir kredilendirmeyi yapardı?
İşte bu gerçek, Türkiye’de bankacılık sisteminin samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. Bir yanda artan işsizlik, ayakta kalmaya çalışan firmalar ve mevcut istihdamı koruma çabaları, diğer tarafta milyon avroları futbolcu transfer etmek, daha doğru tabirle ithalat yapmak için kullanan futbol kulüpleri…
Hangisi kredilendiriliyor? İstihdam yaratan, reel sektörde faaliyet gösterenlerin kredilendirilmediği açık… Üstelik bu eleştiri her geldiğinde bankacılar, bu mali yapılarıyla şirketlere kredi açmayacaklarını, kasadaki paranın kendilerine ait olmadığını, mevduat sahiplerine karşı sorumlulukları olduğunu söylemiyorlar mıydı? Kısmen de hak vermiyor muyduk?
Peki bu beş bankanın el ele vererek sunduğu 70 milyon dolarlık kredilendirme neyin nesi oluyor? Spor kulübü ise ver. Tüketici kredisi ise ver. Kredi kartı limiti ise ver. Ama üretecek, ürettiğini satarak gelir getirecek, istihdam yaratacak olana verme.
Adama sorarlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?