İçten içe düşünüyordum epeydir… Sene içersinde yaşanan onca sıkıntı asık yüzüne yansımıştı. Tribünde konuşmadan otururken görüyorduk genelde. Ara sıra demeçleri.. Politik demeçler, kimse için yeterince bilgi içermeyen, üstü kapalı, yuvarlak sözler. Sanki yenileceği bir savaşa giren bir ordunun komutanı gibiydi Aykut Kocaman.
Bulunduğu konum dolaysıyla taraftarın kendisinden beklentilerini kesinlikle karşılayamamakla birlikte, takındığı garip mağrur tavır belli ki soyunma odasında “Aykut Hoca mı Daum mu” soru işaretini oluşturmuş futbolcuların kafasında. Emre’nin sezon biter bitmez açıklamaları tamamen bunu işaret ediyor. İçimden bir ses, Aykut Kocaman geldiği günden beri bu takımda "Teknik Direktörlüğü Daum’dan çok hak ettiğini" düşünüyor diyor.. Ve bu, ziyadesiyle tehlikeli bir fikir.
Aykut Fenerbahçe'nin öz evladı, neden Aragones'e gösterilen sabır o'na gösterilmesin mesela?!
Yetiştikleri camialar, oynadıkları sistemler, birlikte çalıştıkları meslektaşları, hocaları ne olursa olsun, bazı oyuncular sözleşmesi profesyonel olsa dahi, o amatör ateşi hiçbir zaman kaybetmezler ve her zaman aşık oldukları renklere sonsuza kadar hizmet etmek isterler.
İşte Alex, Lefter’i ziyaret ettiğinde Lefter’in “Şampiyon olun, ben sizi sırtımda taşırım” sözleri bu ateşin göstergesidir. Söz konusu Fenerbahçe olduğunda, ruhu bedenine sığmıyor, çocuk gibi kutlamak istiyor.. Alex’i sırtımda taşırım diyor..
Aykut Kocaman sene içinde yaşanan krizlerde üzerine düşeni yapamamış ve bu krizleri idare edememiştir. Birlik ve beraberlik ihtiyacı duyulan dönemlerde ağzından dökülmeyen kelimelerle oyuncuların kafasının karışmasına, Daum’la aralarının açılmasına, kafalardaki soru işaretlerinin giderilmemesine sebep oldu. Sene içersinde, adı Eskişehirspor ile anıldığında hiçbir suretle çıkıp “böyle bir şey yok” demeyerek, insanlara “Eskişehirspor, Fenerbahçe’nin Sportif Direktörünü transfer edebilir” fikrini yıkmadı, Fenerbahçe’nin büyüklüğüne zarar verdi. Kendisi için, özel olarak icat edilen “Sportif Direktörlük” konumunun gereği nedir, ne değildir bilemiyoruz lakin Aykut Hocaya da taahhüt edilen hakların tam olarak verilmediği de ortadadır. Daum gibi, kariyer açısından Aykut’a defalarca tur bindirmiş bir Teknik Adam’ın, Aykut’un direktiflerini takmaması veya Aykut’un kendinde bu tip direktif ve yönlendirmeleri verme hakkını görmemesi tabii ki Aykut Kocaman’ı zor durumda bırakmıştır ancak kırılan kol bir yen içine konmamış ve hala sancıyor. Üstelik sancıyan kolu kıran Daum değil.. Daum’un geleceği açıklandığı, sezon başında küplere binen ben deniz, bugün en suçsuz ismin Daum olduğunu düşünürken acı acı gülümsüyorum.. Vay be !
Fenerbahçe’ye aşık olmamdaki en büyük etkenlerden biri olan Rıdvan Dilmen’in, çok çok sevdiğim Oğuz Çetin’in, efendiliğine, Fenerbahçeliliğine, taktik ve teknik bilgisine saygı duyduğum Turhan Sofuoğlu’nun ve bu takımda daha evvel teknik direktörlük yapmış, Fenerbahçe’yi çok seven eski oyuncularının, Fenerbahçe’deki Teknik Direktörlük istatistiklerini umursamaksızın iddia ediyorum ki ;
Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’ye Teknik Direktör olması, Fenerbahçe’yi 2000 yılına kadar geriletir. Elbette ki bu benim şahsi fikrimdir. Ancak bu muazzam gerilemeyi, Fenerbahçe Spor Kulübü büyüklüğü ile aşabilir fakat, Aykut Kocaman için muhtemelen Teknik Direktörlük kariyerinin sonu olur, çok ama çok yazık olur her iki tarafa da.
Lakin, Fenerbahçeliliğimi bir tarafa bırakıp, benim gibi milyonlarca taraftar için bir “Kahraman” olan Aykut ile ilgili olarak, sakin sakin düşündüğümde ortaya çıkan tablo ;
Sene içindeki kaos ortamlarını kolaylıkla aşabilecekken üzerine düşeni yapmadı. Devre arasında transfer istememekle, kadroyu yetersiz olduğunu bile bile üç kulvarda kıran kırana bir mücadeleye soktu ve takımın her üç kulvarda yaşadığı hüsranın kadro eksikliğinden olduğu göz önünde bulundurulursa takımın altına bir saatli bomba koydu ve bir tanesi hariç hepsi en trajedik anda, nefeslerin tükendiği 90 dakikalarda patladı, futbolcuların Teknik Direktörlerine saygı duymak zorunda olduklarını, gereken dönemlerde onlara empoze edemedi, veya Daum’un yanında durmamayı tercih edip, futbolculara yakın olmayı tercih ederek empoze “ETMEDİ”. Eskişehirspor’a transferi yazılıp çizildiğinde sessiz kalarak “kafam bozulursa gidebilirim” mesajı verdi.
Bu tablodaki tek suçsuz isim Daum’dur, fakat Daum gitmelidir. Çok yıprandı, artık saygı görmediği bir yerde, işini saygı duyarak yapması beklenemez. Eğer birisi gönderilecekse, bu kişi Aykut Kocaman olmalıdır.. Hem Teknik Direktörlük kariyerine geri döner, hem de Fenerbahçe Spor Kulübünde kendisi için özel olarak icat edilen Sportif Direktörlük konumu, “başarısız deneyler” dosyasına kaldırılır.
Fenerbahçe Büyüklüğü Şampiyonluk veya Kupa büyüklüğü değildir! Nedir o halde ? Buyurun !
Kıraç’ın 100. Yıl Marşı’nın hakkını yemeden, Fenerbahçe’nin gerçek marşı olan “Fenerbahçe Marşı’nda” yer alan bir dizeye değinmek istiyorum. O dize der ki ;
“Hiçbir kulüpte olmayan bu dostluk, yıllar yılı hep şampiyon olduk"
İşte, İslam Çupi’nin, şu günlerde tartışmalara sebep olan o ünlü cümlesinin cevabı burada. Fenerbahçe’nin büyüklüğü burada. Bu kulübün kuruluş hikayesi dostluk üzerinedir. Fenerbahçe’ye verilebilecek en büyük zarar ise bu dostluk havasının yok edilmesidir.
Mali kongre’de Aziz Başkan’ın Metin Şen’e çıkışı, Hakan Bilal Kutlualp’e takındığı tavır, Kemal Açıkgöz’e “göstermediği saygı” bu dostluk ortamını inciten, Fenerbahçeliyi Fenerbahçeliye kırdıran bir tavırdır.
Aziz Yıldırım’ı suçlu ilan etmek, hele hele böyle bir sezonda, yine, Fenerbahçe’ye vurulacak manevi bir darbe olacaktır ancak hep diyoruz ya, Başkan bazı hatalarından ders çıkarmak zorunda. Şahsiyetini değiştirmesini kimse beklemiyor ancak elini çekip, profesyonellerin ellerine emanet ettiği branşların birer Dünya Markasına dönüşme yolunda somut adımlarla ilerlemesini gözlemleyip bunu futbola uyarlaması gerekir.
Volkan Ballı’nın radyo programında, kişisel internet bloglarında, şahsi sohbetlerimizde hep altını çizdiği bir nokta var, bu sene tam olarak anladım ;
“Fenerbahçe’yi ne kaçan şampiyonluklar, ne de kupalar bitirebilir. Fenerbahçe’yi bitirecek tek şey sevgisizliktir”
Sevgili Aziz Başkan, sizden sevmenizi rica ediyoruz.. Bu kulübe gönül verenleri sevin. Fenerbahçe Ahlakına sahip bir üye asla, hiçbir koşulda Fenerbahçe’nin Başkanına saygısızlık etmez. Yanlışları eleştirmeyi saygısızlık olarak görmeyiniz lütfen. Yönetimin “soğuk yüzü”, resmi sitenin “soğuk tavrı” şeffaflığımız hakkında bizi düşündürüyor. Ufacık bir tüyo, naçizane fikrimdir : Sitemize koyduğumuz “transfer yalanlama bağlantısı” gibi itici bir kısım yerine, basını toplayacağınız bir kahvaltıda, haftanın belli günlerinde transferle ilgili doğru bilgileri aktaracağınızı ve aslı olmayan haberleri yayınlamamalarını rica etmeniz karşısında, hiçbir spor editörü, müdürü duramaz. Biz basınla mesafeli oldukça yalan haberler artıyor, yalan haberler arttıkça transfer konusunda baskı büyüyor ve bu baskı büyüdükçe kırıcı açıklamalar geliyorsa eğer, buna bir çözüm bulmak zorundayız..
Fenerbahçe’de bir kaos var mı? Varsa nasıl çıkarız ?
Kesinlikle bir kaos olduğuna inanmıyorum ve kesinlikle bir kaos içersinde olduğumuzu düşünüyorum. Yönetimsel olarak takınılan tavır yanlış ve kırıcı. Fenerbahçe camiasının da, diğer büyük kulüplerle aynı hastalığa yakalanmış olması tesadüf değildir. Güçlü bir muhalefet yok. Ancak diğer kulüplerden farklı olarak, Fenerbahçe Yönetimi, muhalif hareketlere tepkilidir. Sebebi ne olursa olsun, barış ortamı sağlanmalıdır.
Fenerbahçe’nin borcu kimsenin gözünü korkutmasın, ödemelerinin gayet düzenli olduğu, herhangi bir yeni borçlanmaya sebep olmayacağı açıklanan raporlarla kanıtlanmıştır. Ankara’daki tesislerin yanı sıra, şu an yapımı devam eden iki yeni tesis için yapıldığı düşünülürse, bu çaptaki bir “Şirket” için gayet normal, altından kolaylıkla kalkılabilecek bir borçtur.
Esas kaos, Fenerbahçe taraftarı arasında yaşanıyor. Farklı fikirler var. Her iki taraf birbirini “marjinal” olmakla suçluyor. Daha fenası, Aziz Yıldırım’ı savunanlar “Artık her başarısızlıkta başkanı suçlamayalım, teknik direktörü göndermeyelim, Trabzon maçı bir şanssızlıktı bu kadar kolay kelle istemekten vazgeçelim” diyerek, anlayışta yenilik iddia ediyor.
Diğer taraftan yönetimi ve teknik direktörü istemeyenler de artık yeni bir soluk istediklerini iddia ediyorlar
En önce şu sponsor konusuyla başlamalı. Transfer yapılacağı zaman dışarıdan sponsor aranıyorsa, bir zahmet formanın üzerindeki reklamı atıverin. Fenerbahçe’ye yakışacak sponsor kesin suretle THY gibi bir kurumdur, firmadır. Fenerbahçe formasına reklam veren sponsor, Türkiye’de başka hiçbir takıma reklam vermeyen ve Fenerbahçe ile “çözüm ortağı” gibi çalışan bir sponsor olmalıdır…
Bu işin çözümü çok kolay ve aslında bu kavganın içinde, problemin çözümü gizli. Her iki tarafın mutabık olduğu fikirler, istedikleri yenilikler var ve bunlar hiç de zor değil. Herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir Teknik Adam, bu teknik adamın kendisinin seçeceği, dolaysıyla kefil olup günü geldiğinde hesap verebileceği bir kadro ve birazcık güler yüz..
“Beni öldürmeyen, güçlendirir…”
Seneye o veya bu şekilde son yılların en iyi Fenerbahçesini izleyeceğimiz konusunda çok ama çok umutluyum.












































































